Stres ve Rahatlama Yazdır E-posta

STRESİN NE GİBİ ETKİLERİ OLUR?

Araştırmalar göstermektedir ki kalp hastalıkları, kanser, hipertansiyon gibi kronik sağlık problemlerinin çoğunu tetikleyen etkenlerden birisi de strestir. İlginç olan şu ki, stres sizin gerek normal yolla gerek üremeye yardımcı tekniklerle gebe kalmanızı da zorlaştıran bir etken olabilir. Kırılması giderek zorlaşan bir kısır döngünün içinde kendinizi bulabilirisiniz; stresli olduğunuz için gebe kalamaz ve gebe kalamadıkça stresinizi arttırabilirsiniz. Aslında stres sizi tahmin ettiğinizden çok daha fazla etkilemektedir; moralsiz, motivasyonsuz ve yorgun bir kişi haline gelebilir, aynaya baktığınızda 'bu ben miyim?' diye sorabilecek kadar kendinize yabancılaşabilirsiniz. Bütün bunların dışında stres vücut ritminizde ve biyokimyasında ciddi değişikliklere yol açarak da sorunların kolay çözümlerini zora sokabilmektedir. Adrenalin, noradrenalin ve adrenokortikotropin gibi stres hormonları ani stresle karşılaştığınızda salgılanmaya başlar. Kaslarınız kasılır, bağışıklık sisteminiz ve sindirim sisteminiz kısa süreliğine çalışmasını durdurur, beyniniz tetikte olmaya başlar ve vücudun doğal ağn kesicisi olan endorfin salmışını sağlanır. Hemen hemen vücudunuzun her sistemi sizin stres oluşturan faktörle başa çıkmanızı sağlamak için seferber olur. Genellikle bu ge

cici bir süre içindir ve stres yaratan faktör ortadan kalktığı zaman vücut normal işleyişine geri döner. Peki, bu durum sürekli her an yaşanıyorsa o zaman ne olur? O zaman vücudunuz hep alarm durumda kalır ve normale dönme şansı olmaz. Ve stresle başa çıkmanıza yardımcı olan hormonların sürekli salgılanmasından dolayı etkisini kaybederler, baş ağrıları, bel ağrıları gibi ağrılar başlar, uykusuzluk, yorgunluk, iştahta değişmeler, mide asidinde artma, seksüel fonksiyonlarda bozulma ve bu tür çeşitli sorunlarla karşılaşmaya başlarsınız. Stresi yenmek elinizde, o zaman değiştirilebilir basit nedenleri ya hiç yaratmayarak ya en az seviyede tutmaya çalışarak kendinize yardım edebilirsiniz. Araştırmalara göre bunların azaltılması kadınların daha kolay gebe kalmasına yardımcı olmaktadır. Stres, depresyon, endişe ve kaygılar sadece kadınları değil erkekleri de benzer şekillerde etkilemekte ve sperm yapımı üzerine olumsuz etkiler yaratmaktadır.

DEPRESYONDA MISINIZ?

Depresyon biyolojik temelleri olan, ilaç, terapi ya da her ikisinin bir arada kullanımıyla tedavi edilmesi gereken, sizi fiziksel, duygusal ve sosyal olarak etkileyen bir durumdur. Depresyonda olmak sizin suçunuz değildir ve genellikle depresyonda olan kişiler ya bu durumu anlamazlar ya da depresyonda olduklarını kabul etmek istemezler. Depresyon, bu yüz yılın en popüler, telaffuzu en kolay sorunu. Oysa kimin gerçekten depresyonda olduğunun ve tedavi edilip edilmeyeceğinin kararının verilmesi hekimlere bırakılmalıdır. Gene de kendinizden şüphe edip, yardım istemeniz gereken bir süreçte olup olmadığınızın ayrımını yapabilmeniz için birkaç belirtiyi sıralayayım:

•   Günlük aktivitelerde ilgi kaybı ve isteksizlik,

•   Geçmeyen depresyon hissi,

•   Ajitasyon, kaygı ve endişe,

•   Eş, arkadaş ve aile ilişkileri gibi ikili ilişkilerin sekteye uğraması,

•   İnfertilite dışında hiçbir şey düşünememe,

•   Çok fazla anksiyete (gerginlik),

•   Bir işi bitirmekte zorlanma,

•   Konsantrasyon bozuklukları,

•   Uyku düzeninde değişimler (aşırı uyuma ya da uykusuzluk),

•   İştahta ya da kilo da değişiklikler,

•   Alkol ve sigara kullanımında artış,

•   Ölüm ya da intihar düşünceleri,

•   Sosyal uzaklaşma,

•   Sürekli devam eden kötümserlik ve değersizlik hissi,

•   Sürekli devam eden acı ve kızgınlık.

Eğer bu durumlardan beşinden fazlasıyla karşı karşıya iseniz hemen profesyonel yardım isteyin.

İnfertiliteden önce yaşadığınız sıkıntılı ve zorlandığınız durumları düşünün ve o zamanlarda neler yaptığınızı, zorluklarla nasıl başa çıktığınızı hatırlayarak şimdiki durumunuza adapte etmeye çalışın. Bu da yaşadığınız sıkıntılı duruma dışardan bakma ve kendi hayat tecrübelerinizden faydalanarak bu süreci daha rahat atlatmanızı sağlayacaktır.

RAHATLAMA TEKNİKLERİ

Rahatlama teknikleri sinir sisteminizin sakinleşmesine, kalp atışlarınızın, nefes alışlarınızın, kas gerginliklerinizin ve oksijen kullanım'1 n normalin altına düşmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda hormonal sisteminizin ve bağışıklık sisteminizin de normale dönmesine yardımcı olacaktır.

Düzenli olarak uygulandığında rahatlama egzersizleri hayatınız her döneminde size yardımcı olacak kurtarıcı el görevini görebilir. İki ile yedi hafta arasında düzenli uygulandığı

zaman kalıcı etkilerini de hayatınızda fark yaratacaktır. Bu teknikler sadece infertiliteyle başa çıkmakta değil, uykusuzluk, kronik ağrılar, hipertansiyon, migren, yeme bozuklukları ve adet öncesi belirtiler gibi çeşitli durumlarda da size çok yardımcı olacaktır.

Unutmayın; stresli olmayı engelleyemezsiniz, ama strese karşı olan reaksiyonunuzu kontrol altına alabilirsiniz.

Rahatlamaya giden birkaç yol vardır. Bu yolların hepsi her insana uygun değildir. Sizin kişiliğinize, kişisel geçmişinize, yoğunlaşma kapasitenize ve stres derecenize göre değişir. Birazdan anlatacağım egzersizleri deneyip size en uygun olanını bulabilirsiniz ya da farklı durumlarda değişik egzersizler uygulayabilirsiniz.

Bu egzersizleri her gün düzenli olarak en az bir kez yirmi dakika boyunca uygulamaya çalışın. Rahatlama egzersizlerine başlamadan önce sessiz bir yer bulmaya çalışın, televizyon, telefon gibi sesi sizi rahatsız edebilecek şeylerden uzak durmaya çalışın. Bu egzersizleri her gün aynı saatte yapmaya özen gösterin. Çok kişi bu egzersizleri sabah yapmayı tercih ediyor olsa da özellikle uyku problemi yaşıyorsanız akşam saatleri size daha uygun olacaktır. Egzersizleri her gün düzenli olarak yapmaya çalışın. Bir gün atladığınız zaman kendinizi suçlamak yerine ertesi gün atlamamaya çalışın.

Rahatlama egzersizlerini istediğiniz pozisyonda, gözleriniz açık ya da kapalı olarak yapabilirsiniz. Önemli olan bu egzersizler sırasında uyuya kalamamanızdır.

NEFES ALIP VERME ODAKLI EGZERSİZLER

Bu egzersiz vücudunuza giren oksijen miktarını arttırarak stres anında vücudunuzda azalan ama ihtiyaç duyulan oksijen miktarını artırarak rahatlama sağlanacaktır.

•   İlk olarak normal nefes alıp vermeye devam edin. Daha sonra burunuzdan, çok yavaş, karnınız şişecek şekilde nefes alm ve çok yavaş ağzınızdan verin.

•   Daha sonraları derin nefes almaya başlayın.

•   Aldığınız her nefesin size huzur ve rahatlama getirdiğini ve verdiğiniz her nefesin de sizi rahatlatıp, kaygıyı uzaklaştırdığını düşünün.

VÜCUT TARAMA EGZERSİZİ

Gergin olduğunuz zamanlarda vücudunuzdaki bütün kasların gerildiğini ve kasıldığını hissedebilirsiniz. Vücut tarama yöntemi vücudunuzun nerelerinde kasılmalar olduğunu bulmanızı ve bu kasılmaları rahatlatmanızı sağlayacaktır.

Birkaç dakika derin nefes alarak başlayınız. Sonra vücut taramaya geçebilirsiniz. Şimdi öncelikle başınıza odaklanın. Nefes alıp verişlerinizde başınızda herhangi bir gerginlik olup olmadığına odaklanın. Nefes alırken gerginliğe odaklanın, verirken de gerginliğin rahatlamasına. Daha sonra aynı yöntemle bütün vücudunuzu yukarıdan aşağıya doğru tarayın.

GELİŞTİRİLMİŞ KAS RAHATLAMASI EGZERSİZİ

Bu egzersiz vücudunuzun gergin yerlerine bölüm bölüm odaklanmak yerine kaslardaki gerginliği arttırıp daha sonra da gevşeterek yapılır. Özellikle odaklanma sorunu yaşayan kişilerde bu egzersiz daha etkili olacaktır.

Öncelikle birkaç dakika derin nefes alarak başlayın. Yine aynı şekilde egzersizi uygulamaya başınızdan başlayın. Öncelikle başmızdaki bütün kasları sıkın, l'den 5'e kadar sayın ve kaslarınızı yavaş ve derin nefes alarak gevşetin. Daha sonra vücudunuzun diğer bölgelerine odaklanın ve her bölge için bir kaç kere tekrarlayın.

MEDİTASYON

Huzur ve rahatlama gibi iki kelime seçin.

Gözleriniz açık veya kapalı olabilir, önemli olan nasıl kendinizi daha rahat hissettiğinizdir.

Ondan geriye doğru saymaya başlayın ve her sayıda bir nefes alın, yavaş nefes alabilirsiniz.

Her nefes aldığınızda seçtiğiniz iki kelimeden birine odaklanın ve nefes verirken de diğer kelimeye. Örneğin; nefes alırken huzur, verirken rahatlama kelimelerine odaklanın. Eğer dikkatiniz dağılmaya başlıyorsa tekrar kelimelere odaklanmaya başlayın. Eğer dikkatinizi bu yolla da sağlayamadıysanız bu sefer sadece nefes alıp vermeye odaklanın.

Meditasyonu sonlandırırken nefes alıp vermelerinize odaklanın, daha sonra etrafınızdaki seslere ve nerede oturduğunuza dikkatinizi yöneltin, gözleriniz eğer kapalıysa gözlerinizi açın, birkaç dakika yere bakın ve ayağa kalkarak bu bölümü bitirin.

ŞİMDİ VE ŞU ANA ODAKLANMA

İnsanlar çoğu zaman ya gelecekte ya da geçmişte yaşarlar. Daha önce yaptıkları hatalar ya da gelecek günlerde olacaklara o kadar odaklanırlar ki yaşanan günün önemi ve değeri anlaşılmaz. Şimdi ve şu ana odaklanmak, bugünü yaşamak ve gün içinde olan küçük ama keyif verici şeyleri yakalamak anlamına gelir.

İnfertilitede bu egzersiz özellikle önem kazanmaktadır. Bunun sebeplerinden biri, infertilite bir süreçtir ve bu sürecin içinde hem geçmiş hem de gelecek bulunmaktadır. Bundan dolayı infertiliteyle karşı karşıya olan kişiler genelde bugünün önemini unutabilirler. Bir diğer sebep de infertilitedeki stres düzeyi o kadar fazladır ki hayatta olan diğer şeyleri gölgeler, iyi olanları bile.

Örneğin, eğer çikolatalı dondurmayı seviyorsanız, bir kaşığı dolduracak kadar dondurma alın, koklayın, tadını alın, ağzınızda bıraktığı tada, dondurmanın erimesine odaklanın. Yutarkenki duygunuzu hissedin. Sadece gün içinde önemsiz sayılan şeylere de odaklanmanız yeterli olacaktır. Bu sokakta görüp yanından geçtiğiniz ağacın yaprakları bile olabilir.

Unutmayın ki infertilite dışında da bir hayatınız var ve infertilite çemberinin dışına çıkarak, hayatınıza odaklanmanız ve hayatınızdaki ufak ayrıntılardan keyif almayı öğrenmeniz bu sürecin sizin için daha rahat geçmesine yardımcı olacaktır.

MİNİ RAHATLAMA EGZERSİZLERİ

Bu gruptaki egzersizleri çok kısa süre harcayarak, kendinizi gergin ve stresli hissettiğiniz acil durumlarda uygulayabilirsiniz.

Derin ve yavaş nefes alın ve nefes alışlarınızda göğsünüzün ve karnınızın hareket etmesine odaklanın. Ondan geriye doğru sayın ve her sayıda tam bir nefes alıp verin. Nefes alırken dörde kadar yavaş sayın ve nefes verirken dörtten geriye doğru yavaş sayın. İlk iki örnekteki gibi nefes alın, fakat bu sefer her nefes alıştan sonra birkaç saniye durun ve aynı şekilde her nefes verişten sonra da birkaç saniye durun.

Kognitif yapılanma diye bir şey duydunuz mu? Düşünceler duyguları etkiler, duygular da fiziksel sağlığı. Kognitif yapılanma yönteminin amacı oluşan olumsuz düşüncelerin gerçekliklerini sorgulayarak ve bunların yerinde daha gerçekçi ve olumlu düşünceler koymaktır. Öncelikle kafanızda sizi sürekli rahatsız eden olumsuz düşünceyi belirleyin. Ve şu soruları sormaya başlayın:

Bu düşünce benim stresim üzerinde etkili bir faktör mü? Bu düşünceye ben nasıl sahip oldum?

Bu düşünce mantıklı mı?

Bu düşünce gerçek mi/doğru mu?

Olumsuz ve sizi etkileyen düşünceleri yeniden yapılandırmadan önce kendinize dürüst olmanız gerekir. Bu şekilde olumsuz düşünceleri mantıksal bir çerçeveye oturtarak sizin üzerinizde olan etkilerini azaltabilirsiniz.

Bir başka öneri; günlük tutmaya ne dersiniz? Yazı yazmanın stres, kaygı ve endişeler üzerinde olumlu etkisi çok fazladır. Yazmak gerçekleri görmenize, güçlenmenize ve çözümler üretmenize yardımcı olacaktır. Örneğin, kızgınlıklarınız hakkında yazarken bu kızgınlığı dışa vurabilir ve azaltabilirsiniz. Aynı zamanda yazdıklarınızı sizin isteğiniz olmadan kimse göremeyeceği için başkalarını kırma kaygısını da taşımazsınız. Tamamıyla dürüst olarak ve başka hiçbir şey düşünmeden serbestçe içinizden geçenleri kâğıda dökmeniz üzerinizdeki yükü azaltmanıza yardımcı olacaktır. Çevrenizdeki insanlara da söylemek istedikleriniz varsa bunu onlara mektup yazarak daha rahat dile getirebilirsiniz. Bu mektupları yollamak zorunda değilsiniz, bu tamamıyla sizin tercihinizdir.

En son kendiniz ne zaman ödüllendirdiğinizi hatırlıyor musunuz? Kişiler genelde başkalarını düşünme ve ödüllendirme konularında çok daha hassas davranırlar, ama kendilerine geldikleri zaman kendilerini ödüllendirmekten ya da şımartmaktan çekinirler.

İnfertilite hayatın çeşitli alanlarını aynı anda işgal edebilir ve etkileyebilir. Ve bütün bunlara rağmen infertilitenin üstesinden gelebildiğiniz ve bunun için gayret gösterdiğiniz için kendinizi ödüllendirin.

Kendinizi ödüllendirecek ve sizi mutlu edecek şeyleri her gün yapın. Buna kendinizi ödüllendirmek için zaman ayırarak başlayın. Kendinizi ödüllendirmek için birkaç fikir:

•   Kuaföre gidin,

•   Öğleden sonra kestirin,

•   Sevdiğiniz ve birlikte olmaktan mutlu olduğunuz kişilerle zaman geçirin,

•   Sabun köpüğü kitaplar okuyun,

•   Sevdiğiniz bir müziği sesini açarak dinleyin ve eşlik edin,

•   Çiçek alın ve bakın,

•   Sevdiğiniz bir yemeği yiyin ama abartmayın,

•   El işi, örgü, resim, vs. gibi el işleriyle ilgilenin,

•   Alışverişe çıkın, pahalı ya da büyük şeyler almaktansa dolaşın ve belki hoşunuza giden, sizi mutlu edecek küçük bir toka olacaktır.

Ne yapacağınızın aslında çok önemi yok. Tek önemli olan sevdiğiniz, sizi mutlu edecek ve ödüllendirecek olan şeyi yapmak. Hatta bazı durumlarda istemediğiniz bir şeye 'hayır' demek bile kendinizi ödüllendirmeniz demektir.

Sizden başka herkesin çocuğu var, değil mi? Bu duyguyla baş etmenin bir yolu olmalı. Araştırmalarda infertiliteyle karşılaşan kadınların çoğu infertilitenin hayatlarının en üzücü deneyimi olduğunu ifade ederler. İnfertiliteyle karşılaşan kadınlar için en zor olan şey, yakın çevrelerindeki kişi veya kişilerin gebe kalıyor olabilmeleridir.

Ama unutulmaması gereken şeylerin en başında, infertiliteyle karşılaşmamış kişilerin size ne zaman ne söyleyeceklerini ve sizin neleri nasıl yaşadığınızı bilmemeleri gelir. Bu nedenden dolayı sizin istediğiniz şekilde yanınızda olamayabilirler. Bazı durumlarda size yardımcı olmaktan çok size kendinizi daha kötü hissettirten kişileri hayatınızdan bir süreliğine uzaklaşhrabilirsiniz. Kendinize ve kendi ihtiyaçlarınıza öncelik vermeniz gereken bir süreçtesiniz. Eğer infertiliteyle bir süredir karşı karşıyaysanız bazı duyguları daha yoğun yaşabilirsiniz. Bu duyguların sizde bu kadar keskin ortaya çıkışı sizi şaşırtıp kendinizi tanımakta zorlanacağınız anlar bile yaşatabilir. Mesela, sizin dışınızda gebe kalan ya da çocuk sahibi olan kişilere karşı aşırı kıskançlık duyabilir

siniz. Bu çok normaldir. Çevrenizdeki kişilerin gebe kaldıklarını duymak ve onlar adına sevindiğinizi göstermek yorucu bir süreç olabilir. Kazayla ya da kolayca gebe kalan kişilerin hikâyelerini dinlemek size dayanılmaz gelebilir. Çocuk sahibi olmak için karar almış ve bunun için denemeye başlamış kişilerden uzak durmak isteyebilirsiniz, çünkü bu size her an bir gebelik haberi alma ihtimaliniz bulunduğunu hatırlatır. Çocuğu olan ya da gebelik haberi alabileceğiniz ya da sizin durumunuzla ilgili sorularla karşılaşabileceğiniz kaygısıyla sosyal çevrelerden uzaklaşmaya başlayabilirsiniz. Tedavi sürecinde sonucun ne olacağını bilememek sizi üzebilir. Eşinizle aynı anda aynı şeyleri hissedememek, hatta bazen ayrı yerlerde durduğunuzu fark etmek ve sizi anlamadığı düşüncesine kapılmak evliliğinizde gerginlikler yaratabilir. Infertiliteyle karşılaşan kadınları en çok rahatsız eden konu genelde bu durumu kontrol edememeleridir. Çoğu kadın için bu daha önce karşılaşmadıkları bir durumdur. Öfkeli ve kıskanç duygulara kapılmanız normaldir. Ama negatif duyguların hayatınızı ele geçirmesine dur demeniz için çeşitli yollar vardır. Çevrenizdeki kişilerin gebe kalmalarını engelleyemezsiniz. Bu yüzden gebe kaldıklarını size nasıl söylemelerini istediğinizi planlayın. Örneğin; telefona mesajla mı, eşiniz vasıtasıyla mı, vs.

Duygusal olarak sizi olumsuz etkileyen bir durumla karşılaştığınız zaman odağınızı kısa süreliğine bile olsa daha az duygusal yoğunluğu olan başka yerlere çevirmeye çalışın. Örneğin, sizi üzen bir haber aldığınızda yürüyüşe çıkın.

Daha önce hayatınızda yaşadığınız diğer zorlu durumları hatırlayın ve o zamanlarda neler yaptığınızı ve nasıl o durumla başa çıktığınızı hatırlayın. Aynı yöntemi şu anki duruma da uyarlayabilirsiniz. Kendinize şu soruları sorun: 'Bu konu hakkında konuşmak mı yoksa başka şeylere mi odaklanmak bana iyi gelir?' Kendinize başa çıkma yolları listesi hazırlayın:

Rahatlama yürüyüşlerine çıkın,

Infertiliteyle karşı karşıya olan bir arkadaşınız/tanıdığınızla konuşun, Sinemaya gidin,

Birkaç günlüğüne gündelik yaşantınızdan uzaklasın, Günlük tutun, mektup yazın, Eşinizle konuşun, Yastıkları yumruklaym, işinize odaklanın, El işleriyle uğraşın, Dua edin,

Vücudunuz için bir şeyler yapın; diyet, bakım, spor gibi. Oluşan olumsuz düşünceler ve inançlarınızı sorgulayın. Dört basit soruyla bunu rahatlıkla yapabilirisiniz; SORU 1: Benim stresime neden olan şey bu olabilir mi? SORU 2: Ben bu düşünceyi nereden edindim? SORU 3: Bu düşünce mantıklı mı? SORU 4: Bu düşünce doğru mu?

Bu soruları kendinize sormak kısa zamanınızı alacaktır ve de her yerde, kendiniz her kötü hissettiğiniz de rahatlıkla uygulayabilirsiniz.

Kendinize üzgün hissetmek için izin verin. Üç ya da dört gün kendinizi üzgün ve kötü hissedebilirsiniz, rahatça ağlayın. Ama bu süre daha uzarsa ve günlük hayatınızı olumsuz etkilemeye başlarsa profesyonel yardım alın.

İnfertilite geçici bir kriz dönemidir. Kendinizi ne kadar kötü hissederseniz hissedin bu süreç geçecek ve siz bunu atlatacaksınız. Tabi ki infertiliteyle karşılaştığınız ve böyle bir sorun yaşadığınız için hoşnut olamayacaksınız ama unutmayın ki bu durum geçicidir.

Kıskançlık duyduğunuz durumlarda kendinizi kötü hissetmeyin. Çünkü böyle hissetmenizin en büyük sebebi kıskançlığın kötü bir şey olduğu söylenerek büyütülmeniz. Ama

kıskançlık ve kızgınlık herhangi bir adaletsizlik durumu söz konusu olduğu zaman hissedilen en doğal duygudur. İnfertiliteyle karşılaşan bütün kadınlar kendilerini kıskanç ve kızgın hissederler, bu çok normaldir, siz de normal tepkiler verdiğinizi unutmayın.

Peki, bu evlilik daha ne kadar bu gerginliği taşıyabilir, siz ve eşiniz yeterince güçlü müsünüz? Çiftlerin çoğunun infertilitenin ilişkilerine yükleyeceği yükten haberi yoktur, infertilite çoğu çiftin karşılaştığı ilk krizdir ve eğer yeni başa çıkma mekanizmaları bulmazsanız evliliğin zarar görebilir. Evlilik terapistleri genelde evlilikteki en önemli sorunları maddi konular ve cinsel hayat olarak belirtirler. Ve infertiliteyle karşılaşan çiftlerde her ikisi de bulunmaktadır. Aynı zamanda infertilite tedavisinde kullanılan ilaçlar da kadınların duygusal durumlarında dalgalanmalar yaratabilir.

Her ne kadar sevecen ve destekleyici olunsa da bazı durumlarda bu süreç sanıldığından daha zor olabilir. Daha önce de söylemiştim, kadınlar ve erkekler infertiliteyi farklı algılarlar ve kadınların bebek istekleri erkeklerden daha farklıdır. Aslında her iki eş de bebek sahibi olmak istemektedir, sadece bunun ifadesi ve çabası farklı şekillerde ifade ediliyor olabilir. Aynı zamanda kadınların ve erkeklerin başa çıkma mekanizmaları da birbirinden farklılık göstermektedir.

Çoğu kadın eşlerinin infertilite konusunda yeteri kadar üzülmediklerini vurgularlar. Erkeklerse kadınların bu duruma niye bu kadar üzüldüklerini anlayamamaktan yakınırlar. Bu durum kadınların öfkelenmelerine ve evliliklerinde sıkıntılar yaşamalarına yol açabilir.

Kadınlar infertliteyle başa çıkmak için eşlerinden uzaklaşırlar ve infertilite dünyasına dalarlarken, erkekler eşlerinden uzaklaşıp televizyon ve iş dünyasına dalarlar. Kadınlar infertilite konusunda obsesif olurlar ve başka hiçbir konu hakkında konuşmazlar. Erkeklerse bu konuda hiçbir şey konuşmazlar. Kadınlar kendilerini moralsiz ve kötü hissederler, erkek

ler de ne yaparlarsa yapsınlar hiçbir işe yaramadığını ve eşlerinin bu durumunu düzeltemediklerini düşünürler. Ve iletişim sekteye uğrar. Çiftler birbirlerinden uzaklaşırlar. İnfertilite konusunda doğru iletişimler kullanıldığı zaman çiftleri birbirlerine daha yakınlaştırdığı ve aralarında bağı daha güçlendirdikleri gözlenir. Bunun için kullanabileceğiniz birkaç yöntem:

Aklınız geçmişte, gelecekte ya da bugün dışında herhangi bir yere odaklıysa hemen durun ve bugüne gelin. Bugün elinizde olanlara odaklanın ve bugünü kaçırmayın. Odağınızı infertilite dışında bugüne getirin, eşinizle el ele yürümek ve bundan keyif almaya çalışıp bu duruma odaklanmak yardımcı olacaktır. Şu an da ne hissettiğinize, ne yaşadığınıza ve ne istediğinize odaklanmaya çalışın. Konuşmanıza gerek yok, sadece yaşadığınız andan keyif alın. Bütün kaygı, endişe gibi olumsuz duygularınızı bir kutuya koyduğunuzu düşünün ve şimdilik o kutuyu kapayın. Bunu hayatınızın her alanında uygulayabilirisiniz, yaptığınız her şeyde sadece yaptığınız işe odaklanın.

Erkekler ne kadar denerlerse denesinler, infertiliteyle karşılaşmış bir kadının nasıl duygular hissettiğini anlamaları çok zor olabilir. Çoğu kez erkekler kadınlar kadar rahat ve açık olarak bu konuyu konuşamazlar. Bu nedenden dolayı bazen eşiniz yerine daha önce bu sorunu yaşamış ya da yaşamakta olan bir arkadaşınızla konuşmak size kendinizi daha iyi hissettirtebilir.

İnfertiliteyle karşılaşan kadınların en büyük düşmanı genelde aniden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan olumsuz düşünceler zinciridir. Bu düşüncelerin genelde bir temeli ya da detaylı bakıldığı zaman gerçekliği yoktur. Bu düşüncelere daha detaylı ve mantıksal bakılması önerilir. Stresi yenmek elinizdedir, o zaman değiştirilebilir basit sebepleri ya hiç yaratmayarak ya en az seviyede, tutmaya çalışarak kendinize yardım edebilirsiniz.

Mantıksal bakmanın en önemli noktası size gerçekleri göstermesidir. Eğer eşinizle ya da çevrenizdeki kişilerle ciddi sorunlar yaşıyorsanız ve mantıksal bakıldığı zaman sorunlar daha net gözüküyorsa o zaman profesyonel yardım almaya çalışın.

Kadınların infertilite hakkında erkeklerden daha fazla konuştukları bilinen bir gerçektir. Kadınlar genelde eşleriyle bu konuyu hiç konuşmadıklarını belirtirlerken, erkekler de eşlerinin sadece bu konuda konuştuklarından yakınırlar. Şimdi bir egzersiz önerisi daha size:

İkili dinleme seansları, ne dersiniz, kulağa iyi geliyor değil mi? Bu yöntemle her iki tarafından birbirlerinin sözlerini kesmeden dinleme ve anlama şansları olur. Her iki taraf da beş dakika boyunca konuşur, dinleyici de hiçbir şekilde konuşan kişinin sözünü bölmez. Bir başka yöntem de her iki tarafın altı dakika boyunca konuşmasıdır, yani toplamda on iki dakika. Ama bu sefer üç konu hakkında ve her konu için iki dakika konuşmanız gerekir. Birinci konu eşinize onun hakkında hoşunuza giden ama daha önce ona hiç söylemediğiniz bir şeyle ilgili iki dakika, sonra eşinize kendiniz hakkında hoşunuza giden ama daha önce ona hiç söylemediğiniz bir şeyle ilgili iki dakika ve sonuncu iki dakikada da eşinize ilişkiniz hakkında hoşunuza giden ve daha önce ona söylemediğiniz bir şeyi söylemek üzerine olabilir. Bu şekilde her iki taraf da ödüllenmiş ve yakın iletişim kurmuş olur.

Günün sonunda eşiniz eve ilk geldiği zaman ya da eşinizle ilk karşılaştığınıza ona olumlu bir şey söyleyin. Söylediğiniz şeyin ne olduğunun önemi yok, sadece eşinize söylediğiniz ilk cümle pozitif olsun.

Yakın çevrenizde kimlerden, nasıl destek alabilirsiniz? Etrafınızda size yardım etmek ve destek olmak isteyen ama bunu nasıl yapacağını bilemeyen bir sürü insan olduğunu unutmayın. Bu durumda yapacağınız en doğru şey bir adım geri at

mak ve uzaktan size gerçekten kimin yardımcı olup olamayacağını analiz etmektir.

Çoğu kişiler daha önce infertilite sorunuyla karşılaşmamış ya da infertilite yaşayan kişilerle karşılaşmamış olduklarından nasıl davranacaklarını bilemeyebilirler. Bilmelerinin tek yolu da bunu öğrenmeleridir. Siz onlara ne beklediğinizi anlatmadan size nasıl yaklaşacaklarını bilemezler. Ama aynı zamanda unutmayın ki kime neyi ne zaman söyleyeceğinize siz karar vermelisiniz, bu sizin hayatınız. Onların size destek olmaları için kullanabileceğiniz bazı yollar olabilir. Bunları maddelendirmeden kısa kısa geçelim isterseniz.

Eğer aileniz ve yakın çevreniz infertilite hakkında fazla bilgiye sahip değillerse onlara anlatın. Kitap, broşürlerle onların daha rahat anlamasına ve sizi gereksiz teknik ve yorucu sorularla zorlamamalarına yardımcı olabilirsiniz. Ve bu kitap size burada da yardımcı olacaktır. Onlara seçtiğiniz bölümleri okutun, hepsini bilmek zorunda değiller. Aileniz ve yakın çevrenize neye ihtiyacınız olduğunu açıkça söyleyin. Size neyin yardımcı olduğunu ve sizi neyin üzeceğini onlara söylemezseniz onlar da bunu bilemezler. Bu nedenle, onların da yanınızda olmaları zorlaşır. Eşinizi de bu iletişime dâhil edin. Aynı zamanda çevrenizdeki kişilere neleri söyleyeceğiniz ve neleri saklamak istediğinizi de eşinizle paylaşın ve birlikte karar verin. Bütün çabalarınıza rağmen yine de bazıları sizi anlayamayacaklar ve olumsuz etkileyeceklerdir, o kişilerden uzak durun. Bu sizin en doğal hakkınız. İstemediğiniz ve kendinizi kötü hissettiğiniz yerlerde durmak ve o kişilerle bu dönemde görüşmek zorunda değilsiniz.

Aile üyeleri kadar yakın arkadaşlarınız da bu süreçte size destek olabilirler. Bazı durumlarda arkadaşlarınızdan uzaklaşmak ya da onlarla görüşmemek isteyebilirisiniz. Onlar büyük ihtimalle sizin yanınızda ve size destek olmak isteyeceklerdir ama tıpkı aileniz gibi bunu nasıl yapacaklarını bilemiyor olabileceklerdir. Benzer şekilde ilk önce kendi kendinize

arkadaşlarınızdan ne beklediğinizi ve ne istediğinizi belirleyin. Daha sonra bu istek ve ihtiyaçlara en uygun kimin olduğunu ve kimle daha rahat olacağınızı düşünün. Arkadaşlarınıza infertiliteyle ilgili bir şeyi paylaştığınız zaman onun sizin ne beklediğinizi bildiğinden emin olun. Unutmamanız gereken en önemli şey, arkadaşlarınız siz belirtmeden sizin neye ihtiyacınız olduğunu bilemezler. Bilmelerinin tek yolu sizin onlara söylemenizdir.

Size mutsuzluk veren ve kötü duygular hissettiren akraba, arkadaş ve olaylardan uzak durmalısınız. Ne istediğinizi söyledikten sonra bile duyarsız olan kişilerle ve sizi üzen yerlerde olmak sorunda değilsiniz. Hatta bu gibi durumlardan uzak durmanız gerekir. Bebek sahibi olan ya da gebe olan kişilerden uzak durun, insanlara ne hissettiğinizi anlatmadan birdenbire onlarla iletişimini kesmeyin. Bebek mağazalarından uzak durun. Sadece yetişkinlerin yer aldığı aktivitelere katılın. Kendinizi ifade edin. insanlara neden onlardan uzak durduğunuzu anlatın. Günlük rutininizde değişiklikler yapın. Eşinizle birbirinizden farklı aktivitelere katılın. Hayır demeyi öğrenin. Hayır demekte zorlanıyorsanız, 'hayır ama onun yerine bu olur' ya da 'hayır çünkü bu nedenle' diye açıklamalar yapabilirsiniz.

Unutmayın ki bu geçici bir dönem ve bu dönemi atlatacaksınız. Hiçbir zaman geçmeyecek gibi dursa bile.

 

Yorum ekle