| Olumsuz Sonucun Tanımı |
|
|
|
Dr. Burçak Erzik Siz artık evin yeni konuğu gelsin istedikçe işler de ters gidiyor ve zaman her gün biraz daha yavaş geçmeye başlıyor. Çünkü bebek sahibi olmak için denediğiz her yol sizi evinize eşinizle baş başa döndürüyor ve hayaller hep bir noktada tıkanıp kalıyor. Böyle zamanları yaşayanların sadece siz olmadığınızı bilmek de bir işe yaramıyor, çünkü 'kötüden örnek olmaz' düşüncesiyle gözünüz sadece çocuk sahibi insanları görüyor. Bunlar bir çift için kötü zamanlardır, belki daha büyük sorunlarla da karşılaştınız ya da hayattaki ilk zorluğunuz ve ilk yenilginiz, ama sakın unutmayın iki kişisiniz. Önce karar verdiniz, sonra denediniz; yardıma ihtiyacınız oldu, destek aldınız; çeşitli tedaviler gördünüz, hayal kırıklıkları 1Q1 yaşadınız; evde bu konu nedeniyle zaman zaman birbirinize çattınız, bazen birbirinizin omzunda ağladınız ama evde bebek sesi hâlâ duyulmadı ve yoruldunuz. Gelin, bu kez de artık gelişi 'mucize' olarak beklenen bebek için başkalarının yaşadıklarından yola çıkarak size nasıl yardım edebileceğimizi bulalım. Kitabın başından bu yana bahsettiğim, hepinizin bir Öyküsü olduğuydu. Bu bölümde sizinle sizin öykülerinizi paylaşıyorum. Aslında bu süreçte üstesinden gelmeniz gereken en büyük yük 'başarısızlık hissi'dir. Serap ve Teoman 7 yıllık evliler ve 3 yıldır korunmuyorlar. Altı ay yumurtlama takibi sonrası hedeflerine ulaşamamayı kendilerinin bir başarısızlığı gibi algıladıklarını şöyle anlatıyorlar; Artık sadece nerede yanlış yapıyoruz diye kendimizi sorguluyorduk. Tetkiklerimiz yapılmıştı ve herhangi bir sorun saptanmamıştı. Sabırla bekliyorduk. Büyüklerimiz ve doktorumuz 'sıkıntı yapmayın, rahat olun' diyordu. Altı aydır yumurtlama günümüz dahi ultrason kontrolü altında saptanıyordu. Başarmak nasıl bu kadar zor olabilirdi? Gebe kalmak hedefiniz. Hedefinize ulaştığınızda başarmış olacaksınız. Ancak gebe kalamamanız sizin başarısızlığınız değil. Bazen yolunuz uzun, dolambaçlı, engebeli olabilir. Çaba gösterdiğiniz sürece esasında başarıyorsunuz. Kendinizi şanssız, zoru başarmaya çalışan yegâne örnek olarak görmek gerçeklerden kaçmaktır. Çevrenizde hep kolaylıkla çocuk sahibi olmuş akrabalarınızı ve dostlarınızı görüyorsunuz. Ama gerçekte siz her on çiftten birisiniz. Yani: "Yalnız değilsiniz, başarısız hiç değilsiniz." İnsan hayatı, başarma güdüsü üzerine kuruludur. Hedeflerimizi belirler ve bu hedefleri gerçekleştirmek için çalışırız. Sorumluluklarımızı yerine getirirsek, bütün gücümüzle çalışırsak beklentimiz 'başarmak'tır. Sonuca ulaşamadığınızda profesyonel yardım alma zamanı gelmiş demektir. Konusunda uzman, belki bir arkadaşınızın belki bir akrabanızın ebeveyn olmasında yardım aldığı, gazete ve dergilerde başarılarını takip ettiğiniz doktorunuzun kapısından içeri girdiniz, artık kendinizi güvende hissediyorsunuz. Üstelik okuduğunuz yazılarda doktorunuz hep imkânsız gibi görünen başarıların mimarı. Çünkü günümüz medyası imkânsızların peşinde. Doktorunuz sizi muayene etti, tedavi planınızı seçti; kendinize ve doktorunuza inancınız tam. Artık mutlu sona ulaşma zamanı! Doğurgan bir çiftin her siklus döneminde gebe kalabilme şansı yüzde 2530'dur. Rahim içi aşılama (IUI) yöntemiyle yaklaşık olarak yüzde 1520, tüp bebek (IVF) veya mikroenjeksiyon (ICSI) yöntemleriyle yaklaşık olarak yüzde 50 oranında gebelik elde edilir. Tabii bu oranlar ortalama değerlerdir. Her çiftin içinde bulundukları duruma göre seçilecek tedavi yöntemi ve sahip oldukları gebelik oranları vardır. Doktorunuz sizin için geçerli olan başarı yüzdesini belirler. Böylece 'rakamlarla oyununuz' başlar. Psikolojik olarak kendinizi hazırladınız ve tedavinin bütün manevi ve maddi yüklerinin altından kalkabilmek için hep olumlu düşünüyorsunuz. Heyecanla ve şevkle bütün kurallara uyuyorsunuz. Kontrollerinize düzenli gidiyor, iğnelerinizi tam zamanında ve tarif edildiği gibi yaptırıyorsunuz. İyi bir hastasınız. Beslenmenize dikkat ediyor, sigara, alkol içmiyorsunuz. Siz kesinlikle bu yüzde dilimlerinin görmek istediğimiz tarafında olmalısınız. "Başarmak için daha fazla ne yapabilirim?" "Olumlu sonucu kesinlikle hak ettim." . "Şansım yüzde bir bile olsa o bir kişi ben olmalıyım." Doktorunuz kısırlık tedavilerinin başarı oranlarını anlattığında, o güne kadar sonuç elde edemeyişinizin getirdiği ümitsiz bekleyişinizden dolayı yüzde '0' olan şansınızın yüz de 20'lere, yüzde 50'lere yükseldiğini görüyorsunuz. Bu harika, artık bir ışık göründü, zarlar atıldı, bu kez 'rakamlarla kumarınız' başladı. Deneme yaptığınız her siklus, oranlar ve siz karşı karşıyasmız. Ve siz umutlu olmak zorundasınız. Kısırlık tedavisi altında olan bir çift 'en iyi sonucu umut ederken, en kötü sonuca hazırlıklı olmalıdır'. Bu aslında hayatta peşinden koştuğumuz bütün hayallerimiz için böyle olmalıdır. Pozitif sonuç için umutlu olmalısınız, yoksa bu kadar zahmeti çekmek hiç kolay değildir. Üstelik amacınız belli; anne ve baba olmak. Bu üzerinde her çabayı sarf etmeye değecek bir hayal. Ancak olumsuz bir sonuca karşı hazırlıklı olmalısınız. Sonuçta rakamlara göre bazılarımız başaramayacak ve kabul etmeseniz de siz de o bazılarından biri olabiliriz. Bu hiç kolay bir yük değildir. Sonuç olumluysa her şey yolundadır. Artık zorlu yollardan çıkıp, dinlenme vaktiniz gelmiştir. Mutluluğunuzu çevrenizle paylaşmak kolaydır. Yaşadığınız zorlu tedavi sonuç vermiştir. Tecrübeleriniz belki hayatta artık daha güçlü olmanıza da yardımcı olacaktır. Kötü anılar çabuk unutulur, yeter ki boşluk başarıyla doldurulsun. Ancak sonuç olumsuz, attığınız adımlar ne kadar ileriyse, yani tedavi protokolünüz tüp bebek veya mikroenjeksiyon gibi son basamak düzeyine ulaşmışsa yaşanan olumsuzluklar üzüntünüzü o kadar büyütecektir. Hele de bu tedaviler tekrarlandıkça önünüzü göremez hale gelip sizi çözemediğiniz büyük bir karmaşanın içine sürükleyecektir. "Daha başka ne yapabilirim?" "Manevi ve maddi olarak tükendik." "Mikroenjeksiyon son basamak değil miydi?" "Artık hamile kalmamı sağlayacak bir ihtimal kalmadı." " ...mımimu?" Karamsar dünyanızdan kurtulmak için ilk önce doktorunuzla görüşmelisiniz. Sizin ilk defa yaşadıklarınız bizler için çalışma hayatımızın bir parçasıdır. Farklı tedavi şekilleri ve değişiklikleri yapabilmemiz için ilk önce denememiz ve sonuçlarını görmemiz gerekmektedir. İşte bu süreç uzadıkça umutsuzluklar büyümektedir. Bilmelisiniz ki tedavilerin kişiselleştirilmesi sürecinde bizler birer terzi gibi doğru kumaşbedenmodel seçerek size uygun tedaviyi seçiyoruz ve bu bazen zaman alabiliyor. Mesela, mikroenjeksiyon denemesi yaptıktan sonra yumurta, sperm ve embriyo kalitesi hakkında bilgi edinebiliriz. Embriyo kalitesinde bir sorun varsa bunu geliştirmek adına bazı metabolik testler yapabilir, kilo verme, beslenme şeklinde değişikler gibi basit önlemlerle daha iyi sonuçlar elde edebiliriz. Ya da tubal faktör yüzünden tüp bebek tedavisi uyguladığımız hastalarımızda herhangi bir sebeple tüplerin çalışmadığı ve normalden geniş, içinde sıvı birikimi olan yani hidrosalpenks yapısına sahip bir hastayla karşılaştığımızda bu bize nasıl bir sorun yaratabilir, nasıl bir tedavi programı planlamalıyız? Hidrosalpenks varlığında transfer sonrası fallop tüplerinden rahim iç katmanı olan endometriyal boşluğa geçen embriyolar için zararlı özellikteki sıvı içeriği tutunmayı etkileyebilir. Bu nedenle, bir sonraki denemenizden önce veya embriyo transferi öncesi laparoskopik yöntemle tüplerin bağlanmasını önerebiliriz. Tekrarlayan başarısız tüp bebek denemesi veya tedavi sonrası biyokimyasal gebelik yani kanda gebelik testinin pozitif olmasına karşın gebelik gelişiminin devam etmemesi durumlarında, her iki eşin kromozom analizlerine bakarak herhangi bir genetik sorun var mı, kontrol ederiz. Bir problem varsa preimplantasyon genetik tanı (PGD) uygularız. Tekrarlayan başarısız tüp bebek denemeleri olan hastalarımızda, ileri kadın yaşı olması halinde yine preimplantasyon genetik tanı uygulayabiliriz. İmplantasyon (embriyonun rahim içine tutunması) sorununu aşmak için fiber optik bir kamerayla rahim içine gire bilir ve histeroskopik olarak endometriyal boşluğu inceleyebilir, bir sorunla karşılaşırsak aynı anda tedavisini de yapabiliriz. Bu yaklaşımlarla ilgili daha kitabın başlarındayken sizinle epey konuşmuştuk, o nedenle kısacık hatırlatma yapıp geçiyorum. Başarısız tedavilerin ardından istediğimiz bu testler için 'defalarca deneyeceğinize en baştan bütün bu testleri her çifte niye yapmıyorsunuz' sorusu bizim en çok karşılaştığımız sorudur. Bunun maliyet hesabı yapıldığında sadece yüzde 0,1 ya da yüzde 1 gibi oranlarda görülebilen hastalıklar için geride kalan 999 ya da 99 hastaya boşuna test yapmış olma gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Bu da hiçbir pratikliği olmayan, insanları testlere ve gereksiz harcamalara boğan bir süreç haline geliyor. O nedenle, her başarısız tedavi sonucunda geriye bakılıp yapılan değerlendirmeler ışığında istenecek tetkikler bizi daha doğru yollara göndermektedir. Dolayısıyla, sorununuzla kendi kendinize baş etmek yerine ilk önce doktorunuzla beraber bugüne kadar neden, ne kadar, nasıl yaptık ve bundan sonra ne, ne için, nasıl yapacağız sorularınızı cevaplayın. Çok arzu ettiğiniz ve gerçekleştirmek için uğruna çok çaba sarf ettiğiniz hayalinize ulaşamamak geride kabullenmesi zor bir mutsuzluk bırakır. Ama artık kendinizi koruma zamanınız geldi. Artık adımlarınızı atarken bütün sonuçlarla karşılaşmaya hazır olmalısınız. Unutmamalıyız ki hayatımızın belli dönemlerinde zorluklarla karşılaştık ve bunları aşmayı başararak bugüne geldik. Aşılamayacak engel yoktur. Dilek duygularını şöyle aktarıyor: Başka bir şehir ve başka bir evde geçen koskoca bir ayın ardından elimiz boş evimize dönmüştük. İlk tüp bebek denememizdi. Öğretmen olduğum için yaz tatilini beklemiştik. İstanbul'da bir ay boyunca tedavim ve bekleme sürecini geçirdik. Sonuç olumsuzdu. Yedi saatlik yol boyunca eşimle hiç konuşmadık. Kapımızdan içeri girer girmez birbirimize sarıl dik ve dakikalarca ağladık. O an anladım ki esasında ihtiyacımız olan şey bu kucaklaşmaymış. Birbirimize 'beraber bunu aşacağız' dedik. Hayatımızda bir hedef saptadığımızda, bu hedefe ulaşmak için atacağınız en önemli adım yapacağımız planlamadır. Bir tedavi sürecine başlarken doktorunuzla beraber iyi bir plan oluşturmalısınız. "Tedavim ne zaman başlayacak ve ne kadar sürecek?" "Tedavim süresince yaklaşık kaç kere kontrole geleceğim ve kontrollerim ne kadar sürecek?" "Tedavim sırasında tedaviyi bırakmama sebep olabilecek olumsuzluklar gelişebilir mi?" "Olumsuz sonuç alırsak uygulayabileceğimiz başka seçenekler var mı?" Atacağınız adımları bilmek sizi rahatlatacaktır. Olumsuz sonuçla karşılaşırsanız yolun sonunda olmadığınızı size hatırlatmak daha kolay olacaktır. Böylece, bir sonraki adım için daha çabuk toparlanacaksınız. Olumsuz sonuçla başa çıkmanızda size destek olacağını düşündüğüm bazı küçük önerilerim olacak. Tedavinize başlarken size destek olacak kişilerin seçimi çok önemlidir. Duygusal olarak kendinizi iyi ruh halinde tutmanız gereken bir süreçtesiniz. Tedaviye başlamanın verdiği heyecan ve endişe, hormonal değişimlerin yarattığı duygusal değişkenlikle bir araya geldiğinde artık herhangi bir ek stres sizi gerçekten çok yoracaktır. Bu nedenle, iş ve sosyal hayatınızı mümkün olan en sakin durumda tutmaya çalışın ve size bu anlamda destek verecek yakınlarınızı durumunuzdan haberdar edin. Tıbbi tedavilerde sosyal destek, başarının önemli bir unsurudur. Ancak söz konusu olan tedavi çok kişisel ve özel olduğu zaman durum değişebilir. Yakınlarınız tedavi süreciniz boyunca sizden haber almak isteyecektir. Özellikle test sonucunuzu alacağınız dönemde herkes sizi arayacaktır. Çünkü sizin de böyle özel bir konuyu onlara açmış olmanız onları da size karşı sorumlu hissettirecektir. Sonuç olumlu ya da olumsuz olsa da onlar da bu tabloda yer alacaklardır. Stresle baş ederken hafızanızda mümkün oldukça az resim oluşturmalısınız. Duygularınızı yakın çevrenize açmalısınız, yalnız kalmamalısınız. Ancak üzüntünüzü çok fazla kişiyle paylaşmak maalesef sizin paydanıza düşen dilimi küçültmeyecektir. Tedavinize başlamadan önce size destek olacak küçük bir grup oluşturmanızı ve durumunuzu sadece bu kişilerle paylaşmanızı öneririm. Olumsuz bir sonuçta size içten sevgilerini sunacak bu kişiler aynı zamanda elçiniz olarak çevrenin merakını da gidererek sizi önemli bir yükten kurtaracaklardır. Sonuç beklediğiniz dönemde çocukebeveyn kavramlarını yoğun yaşayacağınız aile toplantıları, alışveriş merkezleri gibi ortamlardan uzak durmanızı ve test gününüzde sadece eşinizle beraber doktorunuzla görüşmenizi ve sakin bir gün planlamanızı öneririm. Sonucu aldınız ve beklediğiniz gerçekleşmedi, üzgünsünüz, hem de çok üzgün; eşinizle beraber sakin bir ortam yaratın ve üzüntünüzü yaşayın. Hiçbir şey olmamış gibi davranarak hayatınıza devam edemezsiniz. Ama hazır olduğunuz ilk andan itibaren bundan sonra atacağınız adımlarınızı konuşmaya başlayın. Yaşadıklarınızdan ders alın, tecrübe edinin ama hep önünüze, ileriye bakın. "Bundan sonra ne yapabiliriz?" "Alternatiflerim neler olabilir?" "Tekrar denemeden önce yapılması gereken testler var mı?" "Tedavimde herhangi bir değişiklik olacak mı?" "B planı ne olmalı?" Doktorunuzla beraber tedavinize başlarken kısa bir yol haritası oluşturun. Atılacak adımları ve önünüzdeki basa makları bilerek yola çıkın. Bundan sonraki adımlan yaşamaya gerek kalmamasını umut edin, ancak sizi sonuca götürecek bu basamakları teker teker çıkmak zorunda kalabileceğinizi aklınızın bir köşesinde hep canlı tutun. Bu yolunuza devam etmeniz için sunulan en önemli araç olacaktır. Belki bu size tanıdık gelecektir burada anılarını paylaştığımız herkes bizlerden biri aslında: 12 gün boyunca iğneler vuruldum, ultrasona girdim. Bu 3. aşılamamız olduğu için artık çok umutluydum. Bu sefer şans bizden yana olacaktı. Ancak istenmeyen bir adet dönemi yine başlamıştı. Büyük bir huzursuzluk ve üzüntü içinde doktorumu aradım. Üç kez aşılama yapılmıştı. Bundan sonra ne yapacaktık, dört gün ağlayarak geçirdikten sonra doktorumuzun yanına gittik. Artık bir aşama ileri gideceğimizi ve mikroenjeksiyon uygulayacağımızı öğrendik. Tedavi planı aşılamaya benziyordu ve başarı şansımız daha yüksekti. Mutsuzduk ama umutlandık. Birkaç arkadaşımız ve tedavi sırasında tanıştığımız çift bizim yaşadığımız aşamalardan geçmişti. Üç, dört ay dinlendikten sonra mikroenjeksiyon tedavimiz başlayacak. Umudumuzu hiç kaybetmiyoruz. Olumsuz sonuç aldıktan sonra hem kendinize hem de doktorunuza en az 23 hafta gibi bir sağlıklı düşünme, karar verme ve algılama süresi tanıyın. Tepkileriniz sakin ve yapıcı olsun. Doktorunuzun tavsiyelerini rahat anlayabilecek, dinlemeye ve uygulamaya istekli duruma geldiğiniz de mutlaka eşinizle beraber kontrol randevusu alın. Kontrol randevunuza gitmeden bir gece önce aklınızdaki bütün soruları eşinizle beraber tartışın ve unutmamak için küçük notlar alın. Kontrol randevunuz önünüzdeki tedavinize olan güveninizi, istekliliğinizi ve inancınızı belirleyecektir. Size sorular için bir iki kopya da hazırladım, buraya kadar okumuş olmanızın bir ayrıcalığı olsun değil mi? "Değerlendirmenize göre olumsuz sonuç almamızın ana sebebi nedir?" "Yumurta, sperm ve embriyo sayı ve kalitelerimiz nasıl?" "Yumurta, sperm ve embriyo kalitelerimizi arttırmak için hayat tarzımızda uygulamamız gereken bir değişiklik var mı?" "Yaptırmamız gereken başka bir tahlil var mı?" "Tekrar bir deneme yapmalı mıyız?" "Bu denememiz de uygulayacağınız yeni bir protokol, ilaç, yöntem var mı?" "Sizce bu sefer işe yarayacak mı?" "Sonraki adımlarımız neler?" Soruları verdikten sonra size biraz rahatlama önerileri sunabilirim, çünkü birçok hastam tedavi sırasında duygusal değişkenlikten yakınır. Ani ağlama krizleri, aşırı duygusallık, kolay öfkelenme gibi ruh halleri yaşayabilirsiniz. Kontrol edemediğiniz bir sonucu beklemek elbette sizde gizli bir endişe, huzursuzluk yaratacaktır. Bu konuda psikolog desteği tahmininizden fazla işe yarayabilir. Bazen zaten bildiğimiz gerçekleri başka birinden duymak, çözüm önerilerini dinlemek rahatlama ve güven duygusu yaratabilir. Bir sonraki bölümü buna inandığım için hazırladım. Rahatlamak için ne yapabilirsiniz; severek yaptığınız bir hobiniz vardır mutlaka, çok karmaşık ya zor ulaşılır olmasına gerek yok, pasta yapmak mesela, fotoğraf çekmek ya da resim yapmak olabilir. Ne zamandır isteyip de başlayamadığınız kitabın sayfalarını çevirmeye başlayabilirsiniz, hani şu yeni başlayan günlerdir insanların konuştuğu film izleyebilirsiniz, ne zamandır tiyatroya gidememiştiniz, işte fırsat; bu bir rahatlama egzersizi ve sizin buna ihtiyacınız var; şımartın kendinizi. Sevdiğiniz tarz neyse onu seçin. Biraz daha romantikleşmemi isterseniz eşinizle beraber güzel anılarınızın olduğu yerlerde vakit geçirebilirsiniz. Kendinizi ödüllendirmeyi sakın unutmayın, ama abartmadan, belki bir çikolatayla, belki de yumuşacık bir pijama alarak, unutmayın ki kredi kartınıza daha çok ihtiyacınız olacak ve fazladan kilolara da şu sıra hiç ihtiyacınız yok. Gün içinde birkaç kez rahatlama egzersizleri uygulamak da hiç fena olmaz. Aslında bütün bu öneriler sadece böyle zamanlar için değil, hayatımızın bütününe yayılabilse ne kadar harika bir hayatımız olacağını düşünsenize. Sonuca ulaşamamış olmanın verdiği üzüntüyü elbette bu küçük hileler gideremeyecek ama hayatınıza tekrar sevinç katmanıza yardımcı olacaktır. Başlangıçta biraz zorlamayla olacaktır, ama zamanla tekrar hayatta zevk aldığınız şeyler olduğunu hatırlamanızı sağlayacaktır. Bir başka hikâye yüzümüzü gülümsetenlerden bu kez: Üçüncü tüp bebek denememdi. Embriyolarıma transfer öncesi genetik tarama bile yapılmıştı. Hamilelik testimi yaptırmama bir gün kala çamaşırımda kan gördüm. Her adet dönemi peşimi bırakmayan kahverengi kanamalar. Doktorumu aradım. Ne de olsa artık o da umutla beklememeliydi. Bana 'Esra, bu iş tamam' diye cevap verdiğinde, artık bu kadar iyimser olmaya gerek yok diye düşündüm. Ama gayet ciddiydi ve konuşan kişi doktorumdu. Bir gün beklemeye dayanamadım ve hemen kan testimi yaptırdım. Evet, hamileydim. Bir rüyaydı. Mutsuzlukla mutluluğun en uç noktaları iki saat içinde bu kadar yoğun yaşanabilirdi... Peki, ne zamana kadar sabırla, 'yoruldum artık' demeden bu işin peşinden gitmeli, mola vermek gerekmez mi? Bütün boş vakitleriniz, öğlen aralarınız, tatil günleriniz hastanede endişeli bekleyişlerle geçti. Yorgunsunuz, biz bunu biliyoruz, hatta şöyle dediğinizi de duyar gibiyim; "Belki de artık son vermeliyim." "Basamak basamak ilerleme umuduyla giderken artık dibe vurduk ve tekrar yukarı çıkabilir miyim, bilmiyorum." Mola almak sizi tekrar kendinize getirecektir. Tatile çıkın, birkaç siklus her şeyi bir kenara bırakın. Eskiden iyi vakit geçirmek için ne yapıyorsanız, yine başlayın. Spor yapın, gezin, fiziksel ve ruhsal olarak kendinizi yenileyin. Kendinizi hazır hissedinceye kadar bekleyin. Size güzel bir hikâye daha aktarayım, şimdi iyi gider, Meltem'in yolculuğundaki mola anı: Yorgun ve stresli bir yıldı. İki tüp bebek denemesinin ardından yazı kendimize ayırmaya karar verdik. Bu arada genetik tahlillerimiz için kan verdik ve sonuç için telefonlaşmak üzere hastaneden ayrıldık. Bütün bu koşturmaca, iğneler, hareketsizlik kendimi kötü hissettiriyordu. Bir ay sonra telefonla genetik sonuçlarımızın normal olduğunu öğrendim. Normal çıkması da iyi bir şey diye eşimle güldüğümüzü hatırlıyorum. Tatile çıktık, yogaya başladım ve 3,5 kilo verdim. Üç ay sonra yeni bir denemeye hazırdık. Adetimin 21. günü küçük cilt altı iğnelerime tekrar başladım. Kanamam üç gün gecikince iğnelerime nasıl devam edeceğimi sormak için doktorumu aradım. Adet olmazsam dört gün sonrası için randevulaştık. Ultrason muayenesinden sonra kan verdim. Hamileydim. Bunca koşturmacadan sonra şaşırmıştım. On gün sonra bebeğimin kalp atışlarını duyduğum anı hiçbir zaman unutmayacağım. Rahat bir dokuz ay sonrasında kızımı doğurdum. Geriye bakınca yaşadıklarım bir film gibi geliyor. Aklımda sadece mutlu son var. Üzüntü ve umutsuzluk sanki hiç yaşanmamış gibi. Zaman her şeyin ilacıdır. Olumsuz sonuç almanın ilk tepkilerini üzerinizden attıktan sonra tekrar ana amacınızın ne olduğunu hatırlarsınız. Madden ve manen toparlanmak için zamana ihtiyacınız var. Otuzlu yaşlarınızın başmdaysanız zamanla yarışınız yok. Birkaç yıl bile beklemek size çok şey kaybettirmeyecektir, bazen hatta faydalı bile olabilir. Ancak 35 yaşınızın üzerindeyseniz veya yaşınız genç fakat yumurtalık rezerviniz düşükse, yani sizin cildiniz kadar parlak durumda değilse, zayıf cevap veren hasta grubundaysanız zamanı istediğiniz gibi kullanma lüksünüz yoktur. Toparlanmak için sadece birkaç ayınız vardır. Kendinizi tekrar denemek için hazır hissettiğinizde ilk önce eşinizle baş başa konuşmanızı tavsiye ederim. Sakin bir günün ardından, açık fikirli, dinlemeye ve anlamaya ha zır bir zaman yakalayın. Diyalog istediğiniz gibi gelişmezse ara verin, birbirinize karşı kırıcı olmayın. Bazen eşlerden biri tekrar denemek için diğeri kadar arzulu olmaz. Bu durumda doktorunuzla bir ön görüşme yapmak onun düşüncelerinin netleşmesinde ve aklına takılan olumsuz havanın giderilmesinde yardımcı olabilir. Her iki eşin söyleyeceği ve kendi düşüncesinde fikirlerini dayandırdığı gerçekler olacaktır. Birbirinize karşı açık sözlü olun. Sabır, akılcı yaklaşım, dinleme ve sevgi her ikinizi de mutlu edecek kararı vermenizi sağlayacaktır. Eşler olarak ortak bir karara vardığınızda doktorunuzla sözlesin. Sibel'in 'ya çaresizim ya çare benim' diye aktardığı on üç yıl süren zorlu, sabırlı serüveni: Evlenir evlenmez bebek sahibi olmaya karar verdik eşimle. Bir yılın sonunda doktora gittik. Eşimde varikosel problemi çıktı ve ameliyat oldu. Ben de sperm alerjisi olduğu söylenerek kortizon tedavisi başlandı. İki yılın sonunda elimde 25 kilo artıdan başka bir şey yoktu. Başka bir infertilite kliniğine başvurduk. Beş kez aşılama denedik. Bunu takiben beş kez de tüp bebek. Yumurta sayım ve embriyo kalitem yeterli değildi. İlk tüp bebek denememizde altı yumurtam oluşmuştu. Beşinci tüp bebek denememizden sonra çok yıpranmış ve yorulmuştum. Hem ruhen, hem de madden toparlanmak için eşimle birlikte dinlenme kararı aldık. Bir seyahate çıkmıştık ve adetim gecikmişti. Doktora gittim, kist saptandı ve adet olmam için bir ilaç verildi. Sonuç alamayınca imkânsız görünen hamilelik testimi yaptırdım. Hamileydim, gebelik kesesi görülmüştü. Ancak on gün içinde kanamayla düşük yaptım. Doktorum her ne sonuçla bitmiş olursa olsun gebe kalmam bir şanstır diye moral verdi. İki yıl sonra başka bir doktora gittim ve hiç muayene etmeden kötü yumurta, kötü embriyo ve bu kadar deneme sonrası sizin için sadece donasyon öneririm dedi. Ümitlerim artık yıkılmıştı ve buna hazır değildik. İkiz bebekleri olan arkadaşımın ısrarıyla son durağımıza geldik. Devam mı, bırakalım mı diye sorduk. Dr. Mustafa Bahçeci, "Hepimiz tek yumurta ve tek spermden meydana geldik. İmkânınız varsa tabii ki deneyeceksiniz," dedi. İlk seferde iki tane düşük kalitede embriyo oluştu ve transferden vazgeçildi. Bir beslenme ve egzersiz programının ardından tekrar denedik. Üç yumurta oluştu ve üç embriyo transfer edildi. İkizlerim yaşadığım her şeye değer... Doktorunuz olarak bizlerin 'artık tamam, size daha fazla tedavi önermiyorum' dediğimiz anlar çok azdır. Her şeyden önce bu bizim değil, sizin vermeniz gereken bir karardır. Bizler her hastamıza yardım elimizi uzatır ve elbette sonuç alacağımız umudumuzu sürdürürüz. Tedavilerde ufak olsa da sonucu etkileyebileceğini düşündüğümüz değişiklikler yaparız. Bilimsel olarak ebeveyn olmanızda bir engel yoksa gebelik ihtimalinizi belirler ve tekrar tekrar deneriz. "Ne zaman durmalıyız?" "Yapabileceğimiz her şeyi yaptığımızdan nasıl emin olacağız?" Kendinize sormanız gereken bazı sorular var: "Çoğunlukla duygusal ve fiziksel olarak yorgun musunuz?" "Eskiye göre daha mutsuz musunuz?" "Bir sonraki tedavinizle ilgili olarak olumlu düşüncelere sahip misiniz?" "Doktorunuzun tavsiyelerine uymak artık bir yük gibi mi geliyor?" "Eşinizle olan ilişkiniz bir şeyler kaybediyor mu? Sık kavga ediyor musunuz?" "Kendi kendinize bütün bunlara ne için katlanıyorum diye soruyor musunuz?" "Başka bir hayatınız kaldı mı?" Tedaviye son vermek bir çift için alınacak çok ciddi bir karardır. Bizler tedaviniz sırasında sizlerdeki yorgunluk ve daha anlamlı olarak yılgınlık belirtilerinizi hissederiz. Artık soru sormazsınız, gelecekle ilgili plan yapmazsınız, randevularınıza yalnız gelir, geç kalırsınız, dalgmsımzdır. Çoğunlukla eşiniz sizden önce pes etmiştir. Artık iğne vurulmanıza, üzüntülerinize dayanamaz. Bir anda verilebilecek bir karar değildir elbette. Tedavinizin başından beri istemeseniz de bu zaman ne zaman gelecek diye düşünmektesiniz. "Son karar size düşmektedir. Kendi limitinizi kendiniz belirleyebilirsiniz." Tedaviye son verme kararınızı alırken birçok faktör sizi etkileyecektir. En önemlisi, hemen her zaman sizi umutlandıracak tıbbi gelişmeler olacaktır. Yeni bir ilaç, yeni bir yöntem sizi tekrar denemek için motive edecektir. Ne zaman olanaklar tükendi desek, yeni bir araştırma sonuçlanmış ve başarı oranları sunulmakta olur. Baş döndürücü bir hızda gelişmeler devam etmekte, size çok yeni diye uygulanan tedaviler bir zaman sonra rutin tedavilerin içinde kitaplarda yayınlanmaktadır. Tedaviye bağımlı hale gelen çiftler de olmaktadır. Bir sonraki denemenin onları kesinkes ebeveyn yapacağına inanırlar. Üstelik onlar için bu kadar uğraşan doktorlarını da yüz üstü bırakmamalıdırlar. Fakat uygun tedaviler yeterli süre içinde uygulandıysa ve sonuç elde edilemediyse tedaviniz bir sona yaklaşmıştır. Gazete ve dergilerde okuduğunuz, televizyonlarda izlediğiniz o 'mucize bebek' gerçek olmamıştır. "Mucizenin peşinden daha ne kadar koşacaksınız?" Sabrınız veya maddi olanaklarınız tükenmiştir, doktorunuz artık yolun sonundayız demektedir. Artık vücudunuzun daha fazla hormonal tedavilere maruz kalmasını istemiyorsunuz. Bu durum ciddi bir çaresizlik gibi görünecektir ama bir yandan da kendinizle olan bir çatışmaya son veriyorsunuz; bu büyük bir rahatlamadır. Amacınıza yönelik halen atılabilecek adımlar vardır. Tedavi odasından çıkıp yeni bir odaya geçersiniz. Ve bu odada da hayatınızın geri kalanını yaşamak için seçeceğiniz tabloya ulaşmanızı sağlayacak kapılar vardır. Spermyumurtaem briyo bağışı, evlat edinme veya çocuksuz bir hayat gibi. Kararınızı verin ve uygulamaya koyun. "Genetik olarak ebeveyn olmak mı, yoksa sadece ebeveyn olarak bir çocuk yetiştirmek mi sizi daha çok ilgilendiriyor?" "Tedaviye son verme karan birçok sorununuzun çözümü olacak mı?" "Hayatınızın diğer yönlerine dikkatinizi yönlendirebiliyor ve keyif alabiliyor musunuz?" "Kendinizle gösterdiğiniz çabaya yönelik gurur duyuyor ve artık daha fazla çaba sarf etmenize gerek olmadığını kabulleniyor musunuz?" "Alternatif çözüm yolları dikkatinizi çekiyor mu?" Son kararınızı vermeden önce bir süre dinlenin. Kendinize bir tarih koyun. Üç ay, bir yıl, yılbaşı, doğum günü gibi. Üzüntünüz tazeyken aldığınız kararlar tam bir duygusal ve mantık birlikteliğiyle verilmiş olmayacaktır. Kendinize zaman tanıyın. Bu süreye ulaştığınızda kararınız halen aynıysa kararınızla yüz yüze gelmiş ve kabullenmişsinizdir. Tedavilerle mutlu sona ulaşamamış olduğunuz gerçeğini hiçbir zaman değiştiremezsiniz ve bu duygu hep sizinle olacaktır. Ama son kararınızı kabullenmek, günbegün acınızı azaltacak ve hayatınıza kaldığınız yerden devam etmenizi sağlayacaktır, yeter ki size uygun bir son karar olsun. Sevgi 48 yaşında tattığı annelik duygusunu şöyle anlatıyor: Kırk yaşımda evlendim ve evlenir evlenmez bir an önce çocuk sahibi olmamız gerektiğini biliyorduk. Hemen de hamile kaldım, ancak sekiz haftalık hamileyken düşük yaptım. Bunu iki düşük daha takip etti. Yaşımın ileri olması genetik olarak sağlıksız gebeliklere yol açıyordu. İki kez aşılama ve iki kez tüp bebek denemesinde bulunduk. Yaşım kırk dört olmuştu ve artık yumurtalıklarım tedavilere cevap vermiyordu. Doktorum bundan sonraki alternatifleriniz evlat edinme veya genç bir kadının yumurtaları kullanılarak yapılacak tüp bebektir dedi. Karar vermek uzun ve zorlu bir süreçti. Kesin likle anne baba olmak istiyorduk ama nasıl bir türlü karar veremiyorduk. Yaşımın ileri olması hamileliği kaldırabilecek miydi? Bebeğimizle bağımız nasıl olacaktı? İki karmaşık yıl sonunda 'Sevgi, sen doğurmak istiyorsun' dedim ve işe koyulduk. İlk denememiz başarısız oldu. Vakit kaybetmeden ikinci denememize geçtik ve işte hamileydim. Daha önceki düşük tecrübelerim ilk başta oldukça endişeli bir bekleyişe sürükledi beni, fakat güzel, özenli bir hamilelik geçirdim. Otuz yedi haftalıkken bebeğimiz sezaryenle dünyaya geldi. O her şeyiyle sadece bizim bebeğimizdi. Geç oldu ama böyle bir sevgi ve coşkuyu hak ettiğimize inanıyorum. Son olarak, gerçek arzunuz bir evlat sahibi olmak, bir çocuk yetiştirmekse bu hayalinizden vazgeçmemenizi öneririm. Kararlılığınız mutlu sonu getirecektir. Bebeğinizi kucağınıza aldığınız an; ne kadar zaman almışsa alsın, ne kadar zor olduysa olsun ve hangi yolla başarmış olursanız olun; o sizin dünyadaki en büyük doğrunuzdur. |



OLUMSUZ SONUCUN TANIMI